Ara
  • Senem Tuğcuoğlu

Zihinsel ve Duygusal Bağışıklık da Şart!



Zihinsel ve Duygusal Bağışıklık da Şart!


İçinde bulunduğumuz bu dönem sadece olağanüstü bir dönem olmakla kalmadı aynı zamanda bütünün parçalarının birbirini nasıl etkilediğini çok somut bir biçimde gözler önüne serdi. Bir yol, bir tutum, bir tavır sahibi olmak için planlar yaparız, hedefler koyarız, niyetler oluştururuz. Gel gör ki, gündelik hayat tek kişilik değildir. Sadece kendi kararlarınız ve seçimlerimizden değil, bağlı olduğumuz tüm zincirden etkileniriz. Biz de başkalarını etkileriz. Hepimiz birbirimize bağlıyız.


Virüsle mücadelede bedensel bağışıklığın ne kadar önemli olduğunu ve neler yapmamız gerektiğini sanırım hepimiz öğrendik. Beslenme, uyku düzeni, sporun güçlü bağışıklık için önemi malum. Peki ya bu dönemde zihnimiz ve duygularımız ne alemde? Salgının yaygınlığının, sürecin belirsizliğinin, evde kalma zorunluluğunun, dünya ekonomisi üzerindeki etkilerinin bizde yarattığı duygular ve düşünceler neler? Kaygı, endişe, umutsuzluk, stres, depresyon, yalnızlık, belirsizlik endişesi, iç içe yaşam zorlukları gibi birçok yan etkiden söz ediyorum. Gözünüzü korkutmak gibi olmasın (!) ama bunlar karşımıza çıkması muhtemel sorunlar.


Salgın öncesi süregiden bir düzenimiz, bu düzenin içinde muhtemel ruhsal iyileşme araçlarımız vardı. Hayattaki inişler çıkışlara rağmen, alışıldık bir düzen içinde bunlarla baş edebilmek, yola devam edebilmek ve hareket etmek için nasıl motivasyon sağlayacağımız hakkında fikrimiz vardı. Dünya çapındaki bu salgın elbette bambaşka bir dinamik yarattı. Daha önce kullanmakta olduğumuz araçlardan uzaklaşmış veya aksine bunlara aşırı bağlanmış bile olabiliriz.

Evde kalma sürecini, ailemiz ile kaliteli zaman, hobiler, canlı yayınlar, eş dostla çevrimiçi görüşmeler gibi özlem duyduğumuz ve bize iyi gelen faaliyetlerle geçirdik. Hastalıkla mücadele edenlerin acılarını paylaşmanın yanı sıra, işin tatlı tarafını da sürdürebildik. Eh tabii bir noktada işe dönmek (fiilen veya evden), hayata karışmak gerekti! Virüs tehdidi devam ettiği halde, maskelerimizi takıp, gündelik hayatla tekrar kavuştuk.


Bu dönemi hastalıkla veya sağlıkla geçirebiliriz. Burada değinmek istediğim bedensel bağışıklık kadar önemi olan zihinsel ve duygusal bağışıklık. Zihin ve duygu sağlığımızı korumak, varsa hastalıklarımıza destek olmak nasıl mümkün olabilir? Biz koçlar ve enerjistler (enerji yani duygu bedeniyle çalışanlar) kişilere bu yönde destekleyici, tamamlayıcı, kimi (zihnimizde ve duygularımızda) birikmiş konuları dönüştürücü çalışmalar sunarız.


Birçok farkındalık ve dönüşüm aracı var. Ve her birimize farklı yöntemler iyi geliyor. Hatta yöntemler o andaki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bazen müzik dinlemek, hatta bağıran bağıra eşlik etmek iyi gelirken, bazen sadece sessizlikte kalmak olabilir ihtiyacımız. İhtiyacımızın farkında olmak, bize gereklilik olarak sunulan önermeler değil de gerçekten iyi geleceğini hissettiğimiz araçlar kullanmak, gerçek bir dönüşüm için kıymetli.


Yaşam enerjimizi korumak ve canlandırmak için, burada bulacağınız önerileri gündelik hayatın akışında kolaylıkla deneyebilirsiniz: doğal nefes egzersizleri, dua, meditasyon, doğayı izleme, doğadan esinlenme, okuma, müzik dinleme, iyi gelen paylaşımları takip etme, sosyal medyayı ölçülü ve verimli kullanma, zihnimizi, enerjimizi ve kalbimizi tüketen paylaşımlara kapılmama, ihtiyacı olanlara yardım etme, kendi yoluna odaklanma, gülümseme, gülümseyecek şeyleri fark etmeye çalışma, yeni fikirler üretme, sanatsal çalışmalar, yürüyüş… Günde birkaç dakika dahi olsa, durup, geri çekilip, farklı ve ezber bozan bir pratik tecrübe etmenin, o anda etkisi az gibi gelse de (ki o anda da çok iyi gelebilir), diğer günler sürdürdükçe ne kadar güçlü olduğunu fark edeceksiniz. Örnek olarak, her gün ellerimizi belki defalarca 20 saniye boyunca yıkıyoruz. Bu yıkamayı, en azından bir kaçını daha farkındalıkla yapabilirsiniz. Yıkadığınız elinize, cildinize, parmaklarınıza, suyun dokunuşuna, elinizin içinden akışına, sabunun köpürmesine odaklanarak, elinizi, suyu, sabunu tüm dikkatinizle ve duyularınızla fark ederek yapabilirisiniz bunu. Böylece o 20 saniyede dikkatinizi tamamen bu işleme yöneltmiş ve bir farkındalık egzersizi deneyimlemiş olursunuz. Hem dikkatinizi yöneltme ve geliştirme becerisi geliştirmiş olursunuz, hem de “mindful” bir yıkama yapmış olursunuz. Rutin olarak yapmakta olduğunuz gündelik bir eylemi veya size göre rutinin dışındaki, yukarıdaki pratiklerden arzu ettiklerinizi her gün bu şekilde, kısa sürede de olsa deneyimlemek zihninizde ve duygularınızda nasıl farklar yaratıyor? Dikkatinizi nasıl geliştiriyor? Diğer eylemlerinize nasıl etki ediyor? Dikkatinizi başka eylemlere, düşüncelere veya duygulara dağıtmaksızın, sadece o anda, oradaki eyleminize odaklanmak, telaş etmeden her yönüyle bunu deneyimlemek bir süre sonra sizde nasıl farklar yaratıyor? Bu tür çalışmalar ile yaşam enerjinizde, zihninizde ve duygu bedeninizdeki dönüşümü gözlemleyebilirsiniz.


Daha derin bir dönüşüm ihtiyacınız varsa bu dönemde rehberlik almak iyi olabilir. Birebir yapabileceğiniz koçluk veya şifa çalışmalarında endişeniz, korkunuz, kaygınızdan özgürleşmek, hafiflemek ve yolunuza odaklanmak için bir rehber eşliğinde ilerleyebilirsiniz. Bu tür rehberliklerde özenle, kişinin kendi hızında, kendi farkındalığı ve seçimiyle hareket etmek çok önemli. Unutmayın ki her deneyim kişiseldir, her anlam da kişiseldir. Rehberlerin görevi bu kişiselliğe ışık tutmaktır.


Kim bilir hangi öğrenmelerle çıkacağımız bu dönemde gözümüzü, kulağımızı ve kalbimizi, öncelikle kendimizde ve sonra da çevremizde sürmekte olan değişimi farketmeye vermek iyi bir başlangıç olacaktır. Kişisel gelişimin temel taşlarından biri, farklı durumlar karşısında, “hayatla dans edebilme” kaslarımızı geliştirmek. Hayatın iniş çıkışlarında fark etmeyi, nasıl ilerleyeceğini keşfetmeyi ve esneyerek devam etmeyi tarif eden bu koçluk terimi, özellikle böyle kontrolümüz dışında gelişen dönemlerde nasıl da anlam kazanıyor!


“Bir umuttur yaşatan insanı” demiş Bulutsuzluk Özlemi:) Bir umuttur yaşatan insanı! Hayat memat meselesi olmayan bir çok olaydan umutsuzluğa kapılmak mümkün olduğu gibi, geçim, yaşam, gelecek gailelerinin içinde umutlu olmak da mümkün. Dünyadaki bu olağan üstü hal her bir bireyi öyle ya da böyle etkiliyor. Daha da etkileyecek gibi. Bu ortaklaşa paylaşılan halden önce de dünyanın çeşitli yerlerinde türlü türlü dertler vardı. Var olmaya devam ediyor. Savaşlar, göçler, bizzat şahit olduğumuz insanlık dramları. Ama bu insanlar bu dramın özneleri, bizim gibi gözlemcileri değiller. Ve hep bir umutla yaşamı sürdürmeye çalışıyorlar. Bu kişilerden de ilham alarak, şu anda, burada yolumuza odaklanmak bizi zinde, olumlu ve umutlu hissettirecektir. Görüyoruz ki… İnsan umut besliyor. İnsan üretiyor. Üretmek zinde ve hoş tutuyor. İnsan mücadele veriyor. Yılmıyor. İnsan her durumun içindeki keyife, neşeye tutunuyor. Olağan üstü durumlara olağan üstü uyum sağlıyor. Farklı çözümler üretebiliyor. Değişebiliyor, dönüşebiliyor. Şakalaşıyor. Gülüyor. Hayat sürüyor.



Senem Tuğcuoğlu

Profesyonel Koç ve Enerjist